Yayla, çevreye göre daha yüksek anlamına
gelir.Fazla engebeli olmayıp düz ve otlaklarla kaplı, suyu bol olan yaylalar
hayvancılıkla geçimlerini sağlayan topluluklarca yılın belirli aylarında
hayvanlarına taze ot temini ve aynı zamanda hayvansal üretimlerini (süt, Beyaz
Peynir,Çökelik,Tulum Peyniri yağ gibi) yapmak amacıyla kullanılır.
Unutulan geleneklerimizden biri de yayla göçleridir. Doğuanadolu kültüründe
yani kültürümüzde yayla adı köklü bir yere sahıptir. Yayla göçleri zamanımızda
artık çok az yaşanır oldu. İlçemiz genelinde pek çok köyümüz insanları yazın
yaylaya, kışın ise köye dönerlerdi. Bunun için yayla kelimesinin türkülerimizde,
destanlarımızdan büyük yeri vardır.
Bu, kışın sıkıcı günlerinden, kurtulan insanlarımızın doğa
ile, sevgilisi ile kucaklaşması idi. Yani özleme yolculuktu. Şimdilerde göçlerin
şekli de amacı da, yonü de değişiverdi. Artık umuda göçler başladı. Bu göçün
sonunda ayrılık var hüzün var gariblik var.
İlçemizde
yüzyıllardır süregelen yaylacılık kültürü hareketleri, bir turizm hareketi
olarak değil, tarım ve hayvancılık üretimine yönelmiş bir faaliyet olarak
yapılmaktadır. İlk çağlardan günümüze kadar, her devrin kendine özgü koşulları
ve kültürü içerisinde değişme ve gelişme gösteren yaylacılık, Bingöl Karlıova’
da eskisi kadar rağbet görmese dahi hala yaz aylarında dışarıda gelen göçerler
(Beritanlılar ,Şavaklar) vb. göçebe aşiretler ve köylerde yaşayan Karlıova
halkının bir kısmi ile yayla kültürü yaşatılmaktadır.
Karlıova’nın yaylaları rakım olarak 2000 metrenin altına
düşmez, Şerefettin, çavresi , kartal yaylası vb. yayların da yeşillik ve soğuk
pınarlar eksik olmaz, Çobanların kaval sesleri gece kuşlarının cıvıltısı ,
hayvan böğürmeleri ve at kişnemeleri birbirine karışır. Temiz havada akan
sesler, insanın kulağına keskin bir kılıç gibi çarpar.

Yaylaya çıkma zamanı gelmesiyle birlikte Haziran temmuz
aylarında köylüler guruplar halinde daha önceden belirledikleri bir günde
yaylaya gitmek üzere, bir hafta öncesinden göç hazırlıklarına başlanırdı. Göç
gününün akşamında lüzumlu olacak kap kacak hazırlanır, denkler tutulur sabahın
erken saatlerinde köyde heyecanlı bir hareketlilik başlardı. Hazırlanan
malzemeleri atı olan atına katırı olan katırına olmayan kendisi yüklenmek
suretiyle hayvanlarını önlerine katarak tutarlardı yaylanın yolunu. Yaşlısından
çocuğuna varana kadar herkes bu günü büyük bir heyecanla beklerdi. Takriben 15
ile 20 KM uzaklıkta bulunan yaylalarımıza köylüler genç kızlar genç delikanlılar
kısaca herkes bayramlık elbisesini giyer yayla yolunda gençlerin hep bir ağızdan
söyledikleri türküler ve kuzuların zil sesleri eşlik ederdi. Bütün
gayretler, Güneşin farklı doğduğu Karkente güneş doğmadan, kardelenler başını
göye kaldırmadan sinek çıkmadan serin yayla havasının hudutları içine girilir ve
buram buram yayla kokusunun hissedilmesiyle yayla hayatına ilk adım atılmış
olur. Uzaklardan sesler duyarsınız kuzuların seslerine karışan çobanın kaval
sesini yada genç kızların yürek yakan türküleriyle başlar yayla yaşantısı.
Bu arada il dışında misafir olarak yaylalarımıza ticari amaçlı olarak
gelen Beritanlılar, Şavaklar vb. göçebe aşiretler yayla mevsiminin 10-15 gün
öncesinden bulundukları illerden hareket ederek ilçemizin bereketli yaylalarına
gelmek için hayvanlarını da önlerine katarak yüzlerce km lik yolu katledip
Çavresi , Şerefettin, Bingöl Dağları ve Kartal eteklerinde bulunan yaylalara ,
kimisi de diyer yaylalara gitmek için çileli ve çileli olduğu kadarda bereketli
yolculuklarına başlarlardı.
Yaylaya varıldımdı hayvanların selameti, tatsız olayların
olmaması, insanların neşe ve mutluluk içinde olması, kısaca yaylanın ve
hayvanların emniyeti için çoban yaylanın emniyeti için ise bekçi tutulurdu. Bir
yandan kuzusunu arayan koyunların melemeleri, sevinçten böğüren boğalar, at
kişnemeleri; bir de buna çobanın yanık kaval sesi karıştı mı insan kendini başka
bir alemde zannederdi.
Yaylalar şenlenip,
bir yıl önce yolcu ettiklerinin bazılarını gerdanımdaki güllerle, sümbüllerle,
papatyalar ve kışın bütün zorluklarına ve yokluğa inat baharın gelmesiyle
metrelerce karı delip çıkan Kardelenler tarafından yaylacılar büyük bir sevinçle
karşılanmaktadır. Sulak gürül, gürül pınarlar şırıl, şırıl akmaktadır.
Şerefettin yaylası , en güzel libası ile sahiplerini karşılamıştır. Şeref
Dağlarının eteklerinde hala beyaz kar örtüsü uzaktan göz kırpmaktadır

Karlıova ve
çevresindeki yaylacılık çobanlık yaşantısı, pastoral bir hayata benzese de bu
benzerlik sadece yaylacılık kavramının kullanımında kalmaktadır. Karlıova’ da
ki yaylacılık 2,5 - 3 ay sürmektedir. Yaylada mera ve su kaynaklarının bolluğu,
plato düzlükleri, yüksek ve serin olmaları, hayvancılık için doğal ortamın
müsait bunması böyle bir durumu ortaya çıkarmaktadır.
Karlıova’da
yaylacılık dikey ritmik hareketler şeklinde görülür. İlçe merkezi, ile,
köylerinin bu ritmik hareketin içinde olduğu görülür. Yayla evleri, geçici kon
veya çardak yapılarda oluşmaktadır, Karlıova ve Çevresinde bulunan yeryüzü
şekilleri itibari ile çok dağınıktır. % 10.2 dalgalı, % 7.3’ü yayla ve %’.5 ‘i
ova karakterlidir. yamaç, etek ve sırt yayla yerleşimi durumundadır. İklim ve
arazi yapısı bakamından Karasal İklimin kesiştiği geçiş noktasıdır. Sabah
saatleri çiseli, bulutlu günlerde ise sis her zaman görülür. Yaylalar, köylerin
isimleri ile anılır. Birbirinden uzak değil, küme halinde sık dokulu tiptedir.
Karlıova’da yaylalar sıradağ grupları içinde yer almaktadır.
Yayla evleri Kon
(Keçi ,Teke) kılında yapılır ve taşlardan yapılmış, köylü ailesinin sosyo-
ekonomik yapısına göre ilkel bir görüntü sergilemektedir. Dörtgen şeklinde ya
tek kiriş (mahalli adı kon) ya da çift kiriş üzerine yuvarlama ve mertek, genel
de ise Sal taş ile örtülüdür. Girişte karşınıza gelecek şekilde ocaklık, iki
yanında taş ve toprak karışımı kulin (Şömine) bulunur. Sekilerde keçe, kilim ve
cecim örtüleri sergi olarak kullanılır.
Sonbahar aylarında soğukların bastırmasıyla birlikte köylere
dönüş için hazırlıklar başlar, bu defa bereket dolu yükler hazırlanırdı. artık
ne koyun ne kuzu sesi kalırdı. O berrak yıldızlı gecede yayla sessizliğe
bürünürdü. Yapılan yağlar, lorlar, peynirler, Çökelekler yuklenir atlara
katırlara atı katırı almayan vurur sırtına yükünü köye doğru tozlu dar yollardan
uzun konvoylar oluştururlardı. Böylece bir yayla mevsimi daha geçer, köye
dönülür. Yaylada elde edilen Tulum Peyniri, Yağ ,Çekelik, Beyaz Peynir ve Yağlar
hediyelik olarak hazırlanır uzakta bulunan yada yaylaya çıkmayanlara hediye
olarak verilir. Bir sonraki yayla sürecine kadar köy içerisinde çeşitli
etkinlikler yapılır ve dört gözle bir sonraki yaylaya çıkma zamanı beklenirdi.
.
|
BİNGÖL ÇOBANLARI |
|
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum
Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi
Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı
Her adım uyandırır acı bir hatırayı!
Anam
bir yaz gecesi doğurmuş beni burda
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda
"Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam.
Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.jpg)
Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al
Diye hıçkırır kaval.
Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun
Daima eğeceksin başkalarına boyun
Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı
Yamaçlarda her aksam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an
Madem ki kara bahtın adını koydu çoban!
Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı uzun uzun.
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına.
Kemalettin KAMU
|
|